Ar-Ge projeleri, İstanbul-Sivas, Araştırma-Geliştirme-Danışmanlık, R&D Research Development

27 Mayıs 2009 Çarşamba

(Enerji) İlan - Araştırmacılar ve yatırımcılar için..

İlan

Aşağıdaki konulara ilgili araştırmacılarla ortak çalışmalar yürütmek üzere tanışma çağrısı.
Enerji ile ilgili yatırımcılar için, danışmanlık hizmetlerine başvuru çağrısı.

Alanlar:

Temel: Matematik, Fizik, Kimya, Biyoloji
Uygulama: Malzeme, Fizik, Mühendislik
Enerji: Nükleer, Alternatif Enerji Kaynakları (Jeotermal, Rüzgar, Güneş)

İletişim: cumhurkocalar@gmail.com


30 Nisan 2009 Perşembe

Yenilenebilir Enerji Yatırım Fırsatları

Etkinlik

İTÜ SDKM'de dün (TÜGİAD, Vakıfbank, .. destekli) katılıma açık bir toplantı gerçekleşti.

Biraz sessiz geçen bir etkinlik olmasına karşın, küçük ve orta ölçekli yatırımların teşvikine yönelik bir gelişmenin başladığını gösterir yanı ile bir çok açıdan önemsenmelidir.

Öngörüler:
- Gelecekte yaratılacak bu tür enerjilerin beklenen üretim kapasitesi öngörüleri beslemektedir.
- Devletin enerjideki etkinliğinin azaltılmasına yöneliktir.
- Alternatif (küçük ve orta ölçekli, yani <=300kW) yaygın yatırım katılımları desteklenmektedir.
- Büyük ölçekli projeler garantili uygulanabilirlik içermeli ve lisanslı kuruluşlar gerektirecektir.
- Konu artık yabancı bankaların tekelinden çıkmış ve yerli bankaların ilgi alanına girmiştir.

Daha ayrıntılı bilgi için; cumhurkocalar@gmail.com

24 Nisan 2009 Cuma

Yarın Havada Güzelken, Unutmayın KADIKÖY'deyiz.

Haber
Teşekkürler; Açık Radyo, Yeşiller partisi, ...

25 Nisan’da Kadıköy’e…
Kadıköy (8 Aralık 2008, Küresel Eylem Günü)

22/04/2009

Türkiye, küresel ısınmaya neden olan gazların salımında geri dönüşsüz noktaya doğru büyük bir hızla sürükleniyor. Geçen hafta Türkiye’nin 2007 sera gazı emisyon envanteri Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi sekretaryası tarafından sessiz sedasız açıklandı. Envanterler her yıl 2 yıl öncesinin rakamlarını temel alır. Bu yıl karşımıza çıkan tablo iyice korkutucu.


Türkiye 2007 yılında atmosfere 372 milyon ton sera gazı salmış. Bu rakam, sera gazı salımında bütün dünyada baz yıl kabul edilen 1990’daki 170 milyon tonun %119 üzerinde. Artış hızında Türkiye’ye ait emisyon envanterlerinin açıklanmaya başlandığı 2004 yılından bu yana her yıl olduğu gibi Türkiye yine birinci. Bu artış oranı 2004’te 1990’a göre %74,5, 2005’de %83,7, 2006’da ise %95,6 idi. Görüldüğü gibi sadece 1990’a göre meydana gelen artışın miktarı değil, hızı da artıyor.
1990-2007 arası yıllık ortalama artış %4,8. Yani Türkiye 1990’dan bu yana her yıl bir önceki yıla göre ortalama %5’e yakın daha fazla karbondioksiti atmosfere salıyor. Ancak bu ortalamaya bakmak aynı zamanda yanıltıcı. Çünkü 18 yılın ortalamasına değil son 5 yılın ortalamasına bakarsanız artış hızının %6,6 olduğunu, son 2 yılda ise %9,2’ye çıktığını görüyorsunuz. 2007’de ise Türkiye gerçek bir rekor kırmış. 2007 yılında sera gazı salımı bir önceki yıldan, yani 2006’dan tam %12 daha yüksek!


Bu rakamlar size sıkıcı gelebilir. Zaten Çevre ve Enerji Bakanlıklarında çalışan bürokratlar ile onların güdümündeki uzmanlar da bu nedenle Türkiye’nin başına sarılan bu büyük belayı kamuoyundan gizleyebiliyorlar.


Nasıl bir bela mı? Biraz daha rakamlarla ilgilenirsek, belanın büyüklüğünü kendi gözlerimizle görebiliriz.


Türkiye’nin 12 sene kaçtığı ve bu sene Kopenhag’da ikinci dönemine dair anlaşmaya varılacak olan Kyoto Protokolü’nün mantığı, ülkelerin başlıca kömür, petrol ve doğal gaz kullanımından, dolayısıyla enerji, ulaşım ve sanayi politikalarından kaynaklanan sera gazı salımlarını düşürmek için bazı bağlayıcı hedefler üzerinde uzlaşmalarıdır. Örneğin bir ülke ben 5 yıl sonra salımlarımı %10 düşürmeyi hedefliyorum derse, (kabaca) bu yıl (mesela) 300 milyon ton olan sera gazı salımı 5 yıl sonra 270 milyon tona inecek demektir.
Elbette bütün ülkeler aynı miktarda indirim hedefi almıyorlar. Sanayi devriminden bu yana atmosfere toplamda daha fazla karbondioksit bırakan sanayileşmiş ülkeler tarihsel sorumluluklarının gereği olarak daha fazla indirim yapmakla yükümlü. Bu anlamda en fazla sorumluluk sahibi ülke tabii ki İngiltere. Bir de bugün daha fazla sera gazı salımı yapan ülkelerin (şu anda birinci ABD) daha fazla yükümlülük almaları bekleniyor.


Ancak bir de kişi başı salım var. Bir ülkenin toplam sera gazı salımını nüfusuna bölerseniz, her bir yurttaşın payına düşen kişi başı salımı bulursunuz. Elbette daha fazla sanayileşmiş ülkelerde kişi başı salım da yüksek ve küresel adalet ilkesi gereği kişi başı salımı az olan ülkeler daha az indirim alıyorlar, hatta az gelişmiş ülkelere salımlarını arttırma hakkı veriliyor. Kişi başı salımı yüksek Batı ülkeleri ise en fazla yükümlülük alması gereken ülkeler.


Kişi başı sera gazı salımında dünya ortalaması yaklaşık 4 ton. ABD 24 tonla yine en üstlerde. AB ortalaması ise 10,5 ton (AB içindeki 12 yeni üye ülkenin ortalamasının 9,5 ton olduğunu da ekleyelim). Peki ya Türkiye?
Hükümet ve bazı uzmanlar, Türkiye’nin daha yeterince sanayileşmiş bir ülke olmadığı, bu nedenle de sera gazı salımlarını azaltmasının gerekmediği tezini kişi başı salıma bakarak temellendiriyorlardı. Diyelim ki bu yaklaşım doğru olsun…


Türkiye’nin yeni açıklanan 2007 envanterine göre kişi başı salımı 5,3 tona çıkmış durumda. 1990’da bu miktar 3 tondu ve Türkiye yıllarca bu 3 ton rakamını kullanarak iklim görüşmelerinden uzak kalmayı başardı. Yapılacak basit bir senaryo çalışması ise önümüzdeki yıllarda durumun çözümsüz noktaya sürükleneceğini gösteriyor. Eğer yıllık artış hızı 1990-2007 ortalamasında seyrederse nüfus artış hızı da gözetilerek yaptığımız bir hesaba göre kişi başı ortalama 2012 yılında 6,5 tona, 2020’de 9,5 tona çıkıyor. Eğer bu artış hızı son 3 yılın ortalamasında gidecek olursa, aynı rakamlar 2012’de 7 ton, 2020’de 12 ton oluyor. Son yılın rekor artışının devam etmesini ise hayal etmek bile zor (sırasıyla 9 ve 22 ton).


Türkiye nereye gidiyor görebiliyor musunuz? Eğer hükümet sera gazı salımını düşürmek için Kopenhag’da da hiçbir hedef almazsa, gündemdeki 47 yeni kömürlü termik santral yapılacak olursa, kaynaklar nükleer gibi tehlikeli ve pahalı teknolojilerle heba edilirse, rüzgar ve güneş gibi enerji üretim yöntemleri marjinal kalmaya, verimlilikle ilgili çalışmalar reklam kampanyası düzeyinde ele alınmaya devam ederse, Türkiye bundan sadece birkaç yıl sonra, yani Kyoto sonrası yükümlülük dönemi başlarken Avrupa ortalamasına yetişebilir. On yıl sonra ise Avrupa ortalamasının çok üzerinde sera gazı salan (AB’nin 2020’ye kadar salımlarını %20 azaltmaya şimdiden karar verdiğini unutmayın), kişi başı ortalamada ABD gibi ülkelerle yarışabilecek kadar kirletici, yani küresel ısınmaya en fazla neden olan ülkelerden biri haline geleceğiz.
Acaba ekonomik krizden çıkmak için otomotiv sektörünü canlandırmak dışında akıllarına bir şey gelmeyen, enerjide kömüre ve nükleere mecbur olduğunu sanan hükümet yetkilileri Türkiye sadece birkaç yıl sonra enerji ve ulaşım altyapısının yarattığı fosil yakıt tuzağından çıkamaz hale geldiğinde ve uluslararası iklim görüşmelerinde köşeye sıkıştığında nasıl hesap verecekler?
Öte yandan ne yazık ki hükümete muhalefet etmeyi sadece laiklik ve yolsuzluk tartışması yapmak sananlar, Türkiye’nin geleceğini tehlikeye atan enerji, ulaşım, tarım ve çevre politikalarına ve sosyal politikalara dair ne bir muhalefet geliştirebiliyorlar, ne de çözüme dair düzgün bir proje üretiyorlar. Bu işin vebali sadece hükümete de ait değil yani.


Şu anda elimizdeki tek yol bu gerçekleri hiç bıkmadan tekrarlamak, rakamları okumaktan da sıkılmamak ve sokağa çıkmak. 25 Nisan Cumartesi günü Kadıköy meydanında, "İklim Değişikliğini Durdurun; Başka bir enerji Mümkün" demek için bir kez daha toplanıyoruz. Hem iklim değişikliğini durdurmak, hem de gerçek muhalefetin ne olduğunu göstermek için Kadıköy’de olmaktan başka çaremiz yok.


Ümit Şahin, Yeşiller Partisi Kurucusu, MYK Üyesidir.

20 Mart 2009 Cuma

Turkiye'de 19 ilde toplam 47 yeni komurlu termik santral yapilmasi planlaniyor!

e-Posta

Herkese Merhaba,

Turkiye'de 19 ilde toplam 47 yeni komurlu termik santral yapilmasi planlaniyor. Greenpeace http://www.solukal.org adresinde devam eden kampanya ile bu felaketin onune gecmeye calisiyor. Su ana kadar binlerce kisi internet eylemine katilarak belediye baskan adaylarina mektup yazdi. Cocuklarimizin gelecegi icin, yasanir bir dunya kalsin, susuzluk, aclik ve aci cekmesinler. Siz de destek olun, lutfen imzalayin.

Sayfaya gidin; bulundugunuz sehri haritadan secin. Sehrinizde hangi adaylar komur santrali istemiyor hangileri hala cekimser gorun. Tek bir tikla hala cekimser kalan tum belediye baskan adaylarina mektup gonderin ve hem iklim icin hem de sagligimzi icin sorumluluk almaya cagirin. Secmen olarak gucunuzu iklimi kurtarmak icin kullanin.

http://www.solukal.org

Lutfen bu e-postayi ve internet eylemini mumukun oldugunca cok kisiyle paylasin, uye oldugunuz forumlara, e-posta listelerine ve elbette yakin arkadaslariniza gonderin... Iklimimizi ve saglimizi etkileyecek bu 47 komur santrali icin yerel yonetimleri hepbirlikte sorumluluk almaya cagiralim.

Tekrar gonderimler icin sabrinizi rica ediyoruz, secimlere cok az gun kaldi...

Komur santrali yapilacak sehirler sunlar: Adana, Balikesir, Bartin, Bolu, Bursa, Canakkale, Cankiri, Edirne, Hatay, Izmir, Kocaeli,
Kutahya, Mersin, Sakarya, Samsun, Sinop, Sirnak, Tekirdag ve Zonguldak. Ancak nerede olursaniz olun komur hepimizin gelecegini karartacak. Onun icin butun halkimizi goreve cagiriyoruz.

Unutmayin ki komur iklimi degistiren en tehlikeli fosil yakit. Komur santralleri %41 oraniyla iklim degisikliginin bas sorumlusu. Siz de baskan adaylarini enerji verimliligine, ruzgar, gunes ve jeotermale, toplu tasimaya, saglikli binalara, temiz bir cevreye cagirin.

Lutfen bu e-postayi ve internet eylemini mumukun oldugunca cok kisiyle paylasin, uye oldugunuz forumlara, e-posta listelerine ve elbette yakin arkadaslariniza gonderin... Iklimimizi ve saglimizi etkileyecek bu 47 komur santrali icin yerel yonetimleri hepbirlikte sorumluluk almaya cagiralim.

Tekrar gonderimler icin sabrinizi rica ediyoruz, secimlere cok az gun kaldi...

http://www.solukal.org

GREENPEACE


Listeden çıkmak isterseniz buraya tıklamanız yeterli:
http://links.mailing.greenpeace.org/ui/modules/display/optOut.jsp?f=29843&m=32062636&r=MjA5Nzc5NjgwNAS2&j=NDY2NDU3MjUS1&mt=1&rt=0

16 Mart 2009 Pazartesi

Suyun ticarileşmesine karşı-MiTiNGE ÇAĞRI

Haber

Su platformu ile ilgili alternatif bir bakış

--- 14/03/09 Cts tarihinde kizilca yurur <kizilca2002@yahoo.com> şöyle yazıyor:
Kimden: kizilca yurur <kizilca2002@yahoo.com>
Konu: [feminist] [ciftcilerle-dayanisma] Pazar günü Dünya Su Forumunu protesto mitingi
Kime: feministler_uyumuyor@yahoogroups.com, kadinkurultayi@yahoogroups.com
, feminist@yahoogroups.com
Tarihi: 14 Mart 2009 Cumartesi, 13:43



-----

Suyun ticarileşmesine karşı

MiTiNGE ÇAĞRI

15 Mart Pazar 15:30 Kadıköy Meydanı

(Buluşma saat 15:00 eski Et Balık Kurumu önü)

Dünya Su Konseyi’nin düzenlediği 5. Dünya Su Forumu bilindiği gibi 16-22 Mart tarihlerinde İstanbul’da yapılacak. Dünya Su Konseyi, Dünya Bankası’nin hakimiyetinde, çokuluslu şirketlerin sponsorluğunu yaptığı hükümetler arası bir kurum. Konsey, suyun akış yönünü kâr belirlesin diye canla başla uğraş veriyor! Bu amaçla, su kaynaklarının özel mülkiyet haline getirilmesi, su işletmeciliğinin ve altyapı sisteminin ihale edilerek özelleştirilmesi hedefleniyor.

Bu bağlamda Dünya Su Forumu’nun düzenleneceği ülke de gelişi güzel belirlenmiyor. Konsey, suyun özelleştirilmesine örnek gösterebileceği ülkelerde forum düzenliyor. Türkiye’de şu anda akarsular, göller ve göletlerin şirketlere verilmesi için yasalar değiştirilmek isteniyor. Bugüne kadar dünya genelinde suyun sadece dağıtım hizmetini yürüten şirketlere suyun kaynakları devredilmek isteniyor. Bu, suyun özelleştirilmesinde yeni bir evredir. Bu nedenle Türkiye’de yapılacak olan 5. Dünya Su Forumu önemlidir; su şirketlerinin bu hamlesi durdurulmalıdı r!

Su kullanımının %72sinin tarımda kullanıldığı düşünüldüğünde, su ve su kaynaklarını metalaştıran bu neoliberal süreçten ilk ve en yoğun etkilenecek olan kesim küçük çiftçiler olacaktır. Zaten mevcut koşullarda geçimini sağlamakta çok zorlanan küçük çiftçilerin, su kaynaklarının özelleştirilmesiyle tarım yapması tamamen imkansız hale gelecek. Çiftçi sınıfının topyekün tasfiye sürecinin son halkası olacak bu politikalar neticesinde yüzyüze kalacağımız sosyal gerçeklik, açlığa terkedilmiş bir sosyal sınıf, umutsuz ve sonsuz göç dalgaları, bütünüyle büyük gıda tekellerinin egemenliğine geçen bir tarım ve bunun neticesinde sağlığımızı tüketen gıdalar olacak.

Çiftçi-SEN olarak bu karanlık senaryoya karşı sessiz kalınmamasi gerektiğini düşünen bizler, Dünya Su Formu’na karşı suyun sadece kullanım hakkına sahip olunmasını savunan DİSK, KESK, TMMOM, TTB gibi 100ü aşkın toplumsal muhalefet gücüyle birlikte Suyun Ticarileşmesine Hayır adı altında bir mücadele platformu oluşturduk.

Bir hafta boyunca devam edecek uluslararası katılımlı etkinliklerimiz 15 Mart Pazar günü saat 15:00da Kadıköy meydanında gerçekleştireceğimiz kitlesel bir eylemle start alacak. Sizleri de bu mitingde Türkiye’nin dört bir yanından gelecek yüzlerce çiftçi ile beraber Çiftçi-Sen bayraklarıyla Konfederasyon’umuzun yanında görmekten büyük kıvanç duyacağız.

Dostlukla

Abdullah Aysu

Genel Baskan

Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu

Çiftçi-Sen

http://www.karasaba n.net

http://www.ekolojis tler.org/ ciftci-sendikala ri-ile-dayanisma ya-cagrimizdir. html

http://www.ekolojis tler.org/ sendikal- haklarimizi- alacagiz- ciftci-sen. html


11 Mart 2009 Çarşamba

Belediye Başkanlarına yol gösterecek bir rehber

Haber

Kömürden Kurtul, İklimi Kurtar

Kömürlü termik santraller küresel ısınmanın başlıca kaynağıdır. Düşünün ki, tüm dünyadaki enerji kaynaklı karbon salımlarının %41’ine tek başına kömür neden oluyor. Yani kömür santrallerinden kurtulmadıkça iklimi kurtarmamız imkansız.

Bu tabloya rağmen Türkiye’de 47 adet yeni kömür santrali projesine başlanıyor. Bu soluduğumuz havaya yaklaşık 115 milyon ton fazladan karbondioksitin karışması demek. Çoğunluğu ithal kömürle çalışacak bu santrallerin bazıları lisans almış durumda. Ülkemizin havasını, suyunu ve geleceğini korumak için bedelini çok ağır ödeyeceğimiz bu hataya seyirci kalmak istemiyoruz. Politikacılara, Türkiye’nin temiz enerjiye ve enerji verimliliğine layık olduğunu göstermeliyiz.

Bu nedenle, 29 Mart’taki yerel seçimleri, etrafa zehir saçıp sağlığımızı ve çevremizi tehdit edecek 47 kömür santralinden kurtulmak için bir fırsat olarak değerlendirmeliyiz. Türkiye’de oy vermekten daha fazlasını yapmaya gücü olan yurttaşlar olarak, bütün parti adaylarından sorumluluk almalarını ve seçilirlerse temiz enerjiyi tercih edeceklerine dair söz vermeleri

ni istiyoruz. Adaylar suya sabuna dokunmayan sözler vermek yerine bizi kömürün dehşet verici kirliliğinden korumayı taahhüt etmelidir.

Greenpeace’e söz vererek ‘Güneş İçin Belediye Başkanları’ bildirgesini imzalamış adayları ve henüz imzalamayanları internet sitemizden takip edebilirsiniz. Henüz geç değil. Greenpeace’in “Türkiye Soluk Alsın” eylemine katılarak kampanyamızı kazanmamız için bize katılın. Şehrinizde temiz enerjiyi geliştirmek için Belediye Başkanlarına yol gösterecek bir rehberimiz zaten var.

Seçmen olarak sen de gücünü iklim için kullan ve tüm adayları sorumluluk almaya davet et. Senin de baskınla Türkiye soluk alsın.


Kaynak:



http://www.greenpeace.org/turkey/campaigns/enerji/komur/solukal

1 Mart 2009 Pazar

İTÜ SERG (Sustainable Energy Research Group)

Konferans

İTÜ SERG (Sustainable Energy Research Group) tarafından ÇEDBİK (Çevre Dostu Binalar Derneği) sponsorluğunda organize edilen konferansın konusu, Türkiye'de son dönemde önemle üzerinde durulan sürdürülebilirlik, bina sertifikasyon sistemleri ve iklim değişikliği. Sürdürülebilirlik adına çalışmalar yapan uluslararası, kar amacı gütmeyen bir organizasyon olan olan IISBE'de (International Initiative for a Sustainable Built Environment) görev yapmakta olan, organizasyon tarafından geliştirilmiş bir sertifikasyon sistemi olan SBTool'un geliştirilmesinde aktif rol almış Nils Larsson'un ana konuşmacı olduğu İklim Değişikliği ve Yeşil Binalar konferansı, 28 Şubat 2009'da, 15:00 - 17:00 saatleri arasında İTÜ Taşkışla binası, 109 no'lu salonda gerçekleşecek. Simültane tercüme yapılacak konferansa katılım ücretsiz.

Renewable Energies Trade Fair

ISH Frankfurt - Bathroom, Building, Energy, Air-conditioning Technology, Renewable Energies Trade Fair

Etkinlik Başlangıç - Bitiş Tarihi:
 10 - 14 Mart 2009
Yer: Messe Frankfurt, Frankfurt am Main - Almanya

Renewable Energies
"Renewable sources of energy" in terms of building and energy technology is an important issue for the ISH 2009. The ISH is therefore in line with the current trend in both the political and commercial sphere. The "Energy Performance of Buildings" directive reflects the demand on the part of the EU to adopt an holistic approach to buildings and imposes concrete targets for the development of renewable sources of energy and energy efficiency. High energy costs as well as supply uncertainties on the part of the user have also increased dramatically the demand for technology that protects our natural resources. 

The need is for system solutions or more accurately the combination of modern heating technology with renewable sources of energy. Only the mutually beneficial application of efficient technologies and renewable sources of energy will solve today’s problems and those of the future. The ISH - by giving consideration to all energy aspects of the building – is the ideal platform for products and sustainable solutions that meet these complex requirements. 

The exhibitors from Europe showcase systems that use renewable sources of energy, offering the most up to date and comprehensive range of products on the global market. They show where technology has got to in the sectors of solar thermal heating, wood and pellet burners, heat pumps and ventilation systems, biogenous energy sources or systems technology for very efficient heat insulated buildings.

Ekolojik Ev Öğrenci Proje Yarışması

Yarışma

http://www.arkitera.com/competition.php?action=displayCompetition&ID=998

TGC KÜRESEL ISINMA YAZI YARIŞMASI

Duyuru

http://www.edebiyatodasi.com/news_detail.php?id=2027

FELSEFE SANAT BEDEN BİLİNÇ ÖZNE DUYGU FİZİK SPiNOZA DELEUZE NiETZSCHE İst Cumhur KOCALAR